Saçmalayacaklarım bu kadar. Dağılabilirsiniz.
Uzaklardayım. Bana tahsis edilen misafir odasının penceresinden dışarı bakıyorum ve baharın son esintisini çekiyorum içime açık pencereden. Aklıma İstanbul geliyor birden. İstanbul, gözümde bir dünya. Gitgide büyüyen. O büyüdükçe ben küçülüyorum büsbütün. Bir şehir büyüyor içimde. Ve her şey ‘İstanbul’ oluveriyor bir anda…
Hayaller kurdum demin.. Güzel hayallerdi.. Sonu kötü bitti ama.. Sonunu öyle bitirmeye mecburdum. Diğer türlüsü olmazdı çünki..
Ağustos böceklerinin sesleri kulağa hoş geliyor. Alıyor belki de bir nebze kederi hüznü.. Pervasızca harcadığımız zamanların pişmanlığını başka ne alır ki? Ne alır nedametin bitmez tükenmez sancısını? Kızmasam artık ya diyorum, kızınca daha bir artıyor pişmanlık keder.. Daha zor oluyor toparlamak yıkılanları. Pejmürde sancılarım daha bir depreşiyor.. Mesela herkes hayatta aşk acısı ile kıvranır. Bense aperatif olarak alıyorum aşk acısını bünyeme. Ve geri dönüşü olmayan kayboluşlarım var ruhumda.. Kime, neye güveneceğimi şaşırdım. Hangi sokak çıkar söyleyin bana, hangi yol benden yana? Ya da durun siz söylemeyin! Size güvenimden kaybettim zaten yolumu. Bende bir ‘siz’ antipatisi var sayenizde af buyurun. En iyisi ‘siz’ ve ‘ben’ burada ayrılalım. En iyi yol bu galiba. Ben yanlış da olsa yoluma gideyim. ‘O’ bana yolumu buldurtur nihayetinde. Doğru yolun buldurtucusu tek ‘O’dur çünki..
02-07-2011 17:19
Yürüyüş yolunda bir bankta
Elazığ
Hayat, sizin tereyağından kıl çekercesine kaydığınız dönerli kaydıraklar kadar kolay değil çocuklar… İleride anlayacaksınız… İleride…
Parktayım… Bulunduğum yerden hemen hemen parktaki herkes görünüyor. Kulağımda Sevcan Orhan “Gene ben yandım dağlar…” Dinle dinle dur. Çocuklar kaydıraktan kayarlar. Hayatı kolay sanırlar. Zor.. Zor.. Hayat çok zor çocuklar… İleride anlayacaksınız. Bağlanacaksınız.. Kopacaksınız.. Yara alıp kanayacaksınız.. Elinizden hiçbir şey gelmeyecek.. Bir şehirde yalnız kalacaksınız.. Yalnız başladığınız yolculuğu yalnız bitireceksiniz.. Buna mecbursunuz.. Ve şimdi kulağımda Gripin, “Sustukların büyür içinde “ diyor..
“Bencil, ruhsuz ve boş gözlerle
Karşımdasın yabancı halinle”
Diyemiyor ama.. Şarjım bitiyor çünki.. Bir gün diyorum bir gün, bitecek mi bu sancılar, sancılar bitecek mi? O kadar acımasız olmuşum ki acımıyorum hiçbir halükârda. Ben neden bu kadar garip olmuşum? Kim okuyacak ki bu mektupları? Kimin yüreğine gidecek acaba? Yarın diyorum mesela, yarın ne olacağım? Gidip de kitap okuyayım biraz..
01-07-2011
Elazığ
Kelimelerimi başkaları çalıyor hep. Benim kelimelerim başkalarının iki dudağından dökülüyor. Ve ondan sonra başlıyor hayat…
Neden diye sormuyorum artık. Kimin huzuru benimkinin üstüne bina edilmiş, bunu düşünüyorum. Mana ikliminden kopalı beri, kelimelerden o kadar uzaklaştım ki, onlarsız konuşmayı denedim onca zaman. Kışın ortasında, yakacaksız kalmak gibi bir şey bu. Ne kadar sarınırsan sarın, üşümek kaçınılmaz.
Yıllar öncesinde kurduğum bugün… Bugüne dair hayaller… Elimde şimdi hepsi patlamış. Bilmeli değil miydim oysa, hayal kurmak onların gerçekleşeceği anlamına gelmiyor! Kimse sana bu garantiyi vermiyor. Dünüm, bugünüm, yarınım kayıp şimdi. Bazen düşünüyorum ne uğruna. Kaybettiğim bir hiç uğruna. Hayır kimseyi suçlamıyorum yine. Yine kendime doğrultuyorum namluyu. Her daim yaptığım gibi. Ve yine kendime ölüyor, yine yarı ölüm uykudan uyanır gibi kendime diriliyorum. Ve her ölümde biraz daha ölüyorum hayattan.
Şimdi hayatın neresindeyim bilmiyorum. Ben en çok kendime kızdım oysa, onlar üzerlerine alındılar hep. Hayır, artık suçlamaktan bıktım. İnsanları, ve en çok kendimi. Aynalara bakmıyorum artık..Saatimi ölüme kurdum. Gün dolduruyorum şimdi, dünya satıhlarında…
Ey çocuklarda uyuyan intizamsız güneşler!
Gelin ve boğdurun bu köleleri!”